Anlıyoruz. Artık bu sefer anlıyoruz. İşte ÅŸimdi! Sonra deÄŸil. Sonra, asla’dır. İşte bu kadar, DeÄŸiÅŸime hazırız. Eskiden ayrılıyoruz, yeni ile dost oluyoruz. Öncelikle bütün dolaplarımızı temizleriz ve bir araba dolusu eskiyi, KurtuluÅŸ Ordusu’nun bağış deposuna yollarız. Sonra, ortalıktaki bütün eÅŸyalardan, hiç okumadığımız kitap yığınından, televizyondan, eÅŸimizin yattığı tarafta yayı kırık olan yataktan kurtuluruz. Hatta eÅŸimizden de kurtuluruz. Ah, evet, onunla bir iliÅŸkimiz olduÄŸunu unuttuk. Onunla yaptığımız anlaÅŸmalar, bir tarihimiz ve bir geleceÄŸimiz var.
Bir sorunumuz var. Bu sorunla evliyiz. Sorunu doğurduk. Ya da sorun bizi evlat edinmiş. Ya da bizimle arkadaş olmuş. Ya da bizimle çalışıyor. Sorunumuz şu: Bizim, arkadaşlarımız, ailemiz, birlikte çalıştığımız insanlar ve komşularımız var. Onlar yaşamlarımızın ayrılmaz parçaları. Hatta, büyük ölçüde yaşamlarımızı belirliyorlar. Onlarla bir anlaşmamız var. Oysa şimdi değişmek istiyoruz, Bu, anlaşmaya dahil değil.
ArkadaÅŸlarımız ve ailemiz bizi olduÄŸumuz gibi seviyorlar; olduÄŸumuz ÅŸeyi sevmeseler bile. OlduÄŸumuz ÅŸeyi sevmemeyi seviyorlar. Birlikte zaman geçirdiÄŸiniz birinden ne bekleyeceÄŸinizi bilmenin çok rahatlatıcı ve güven veren bir yanı var – sevin veya sevmeyin. DeÄŸiÅŸmeye baÅŸladığımızda, bu güvenliÄŸi tehtit ederiz. Bu insan agı, bu etkiler agı, bildiÄŸi tek yolla karşılık verir.
DeÄŸiÅŸimi durdurmaya çalışır. Aynı kalmamız için bizi zorlamaya çalışır. Bizi ÅŸiddetle yıldırmaya çabalar; “suçlu, nankör, bencil, güvenilmez” hepsi de olduÄŸumuz gibi kalmamız için tasarlanmış daha bir sürü ÅŸey hissetmemize neden olur.
Zaten, bu insanlar kim?
Onlar ailelerimiz. Bizi doğurmuşlar veya en azından büyütmüşler. Bu da onlara, hayatımızın her ayrıntısına sonsuza kadar karışma hakkı veriyor. Bu onlara tanınmış bir haktır. Yoksa onlar tarafından ele geçirilmiş bir hak mıdır? Zaten, bu kuralı kim koymuş? Çocuk bakımı, kendince yeri ve zamanı olan, fakat aynı zamanda bir başka şeye dönüşmek için de kendince yeri ve zamanı olan bir İş değil midir? Aileler, çocuk bakmaya o kadar alışırlar ki, bunu bir alışkanlık şekline getirirler, hatta torunları yetişkinliğe eriştiginde bile çocuklarına bakmayı sürdürürler. Sonuç; orta yaşa gelmiş çocuklar ve onların yaşlanmış aileleri, hiçbiri değişmez.
Sonra eş, karı, koca, erkek arkadaş, kız arkadaş vs. gelir. Burada entrika daha da yoğunlaşır. Bazı anlaşmalara katılmışızdır. Sevdiğimizi söylemiş ve karşılığında da sevgi beklemişizdir. En derin duygularımıza dayanan sosyal bir sözleşme yapmışızdır. Bu, yaşamımızın temel unsurudur. Ama bizim en derin duygularımız nelerdir? Onlar nereden gelir? Onlar hâlâ bizim en derin duygularımız mı, yoksa sözleşmemizin hiç yansıtmadığı, daha da derin duygular mı keşfettik? Yaşamımızın değişime en çok gerek duyan, ama değişime en çok direnen bölümü budur.
Sonra da çocuklar gelir. Onlar kendi kendilerini yaratmadılar, onları biz yaptık. Onlarla iliÅŸkiler, anlaÅŸmalar ve anlaÅŸmazlıklar oluÅŸturduk, Kendi karmaşık hayatlarını kurmak üzere, kiriÅŸi kırabilecekleri yetiÅŸkinliÄŸe eriÅŸmek için ellerinden geleni yaparak, yaÅŸamlarını sürdürüyorlar. Bu çocuklar desteklenmek için her ÅŸeyi, yara bantından tutun da, ermiÅŸlere özgü sevgiyi ve Süleyman’a özgü bilgeliÄŸi, sizden talep ederler. Bunlara ek olarak, anlaşılması güç sözcükleri kullanmayı da becerebilmelisiniz, bir denklemde bilinmeyenini nasıl bulduÄŸunuzu ve ribozomun ne olduÄŸunu anımsamaksınız. Bu, cehennemden gelen bir sosyal sözleÅŸmedir. BoÅŸ bir sözleÅŸme kâğıdının altına imza atmışız. Bu kâğıdı da çocuklara vermiÅŸiz, onlar da imzamızın üzerindeki boÅŸluÄŸu hemen doldurmuÅŸlar.
Yaşamımızda daha küçük rolleri olanlar, iş arkadaşlarımız, patronumuz, komşularımız ve arkadaşlarımızdır. Onlarla yaşam biçimlerimizi, alışkanlıklarımızı, mekânları, işimizi, eğlencelerimizi ve oyalanmalarımızı paylaşırız. Bunlar, kendileri de davranışlarını ifade eden diğer kişilerle oluşturduğumuz ilişkilerde, önceden kestiriîebilen ve ölçülebilen davranışlardır. Buradaki anahtar şudur, eğer değişmek istiyorsanız, arkadaşlarınızı değiştirmeyi planlayın. Yerinizi değiştirmek istiyorsanız, komşularınızı değiştirmeyi planlayın. İşyerinizdeki tutumunuzu değiştirmek istiyorsanız, özgeçmişinizi yazdığınız dosyayı yeniden ortaya çıkann ve profesyonel gelişme fırsatları kollamaya başlayın.
Yaşamımızdaki insanlar bizden belirli şeyler beklerler, biz de onların karşılığını bekleriz. Bu, anladığımız yolun ve çevremizdeki dünya ile kurduğumuz ilişkinin kendini ortaya koyuşudur. Hepimiz, bir şeylerin epeyce yanlış olduğunu biliyoruz. Yaşamlarımızda ve ilişkilerimizde mekanik, yinelenen bîr nitelik var. Yetiştirilirken alıştığımız uyurgezerlik durumunda, günlerimizi ve yıllarımızı geçiriyoruz. Ancak, içimizin derinlerinde bir yerde, daha fazla ve daha önemli bir şeyin olduğunu biliyoruz.
Bu hoşnutsuzluk, gittikçe daha çok sıkıştırıyor bizi. Değişmek, hayatımıza daha çok gerçeklik, daha çok anlam, daha çok derinlik katmak için, gittikçe daha çok gereksinim duyuyoruz.
OlduÄŸun yere varmak – Steven HARRISON – Dharma